Bir-iki yıl önce ekranlarda, “Başörtümü açabilirim” dediniz. Bu sürece nasıl geldiniz?
Ben mutasıp bir annenin kızıyım. Bilinçli değil sadece annemin
isteği ve baskısı neticesinde kapandım. Bazen gizli gizli açıyordum.
Daha sonra Kur’an’ı inceledim. Kur’an’da büyük günahlar yazıyor; adam
öldürmek, zina yapmak, haram yemek, hırsızlık yapmak… Bunlardan açıkça
bahsediliyor. Başörtüsü ve saç için ise açık bir ayet görmedim.
Başörtüsü takmamanın Tanrı için büyük bir günah olmadığını düşündüm ve
başımı açmaya karar verdim.
Bununla beraber altını çizmek istiyorum, dinin kurallarını tam
olarak yerine getirmek isteyenlere çok saygı duyuyorum. Çünkü onlar, bir
Müslüman olarak İslam’ın büyük, küçük tüm detaylarını yerine getirmek
istiyorlar. Bu insanlara büyük saygı duyuyorum. Ben türbana da,
türbansızlığa da özgürlük istiyorum. Gerçekten demokrasi adına
konuşuyorsak her ikisi için de özgürlük olmalıdır.
Kararınızda eşiniz etkisi oldu mu acaba?
Eşim bana türbanı çok yakıştırıyordu, türbanı dinsel simge olarak
değil de bir giyim tarzı olarak görüyordu. Ama tabii ki bu süreçte
etkisi olmamıştır desem yalan olur. Eşimin, arkadaşlarının, çevremizin
ve daha birçok şeyin etkisi var açıkcası.
Başınızı açmaya iki yıl önce karar verip, neyi beklediniz?
Açıkçası göreceğim tepkiden korktum. Artık Türkiye değişti, her
geçen gün daha fazla demokratikleşiyor. Radikal İslami grupların önüne
geçildi. Bir iki yıl önce bile önemsiz bir yazı için tehdit alıyordum.
Ama şimdi her şey daha iyi. Aslında yurtdışına gittiğimde açmıştım ama
fazla göz önünde olmak istemedim.
Başörtüsünü ilk çıkarttığınızda ne hissettiniz? Özgürlük mü yoksa çıplaklık mı?
Özgür olduğumu hissettim. Yapmak istediğim ama yapamadığım bir
sürü şey vardı. At binmeye, tenis oynamaya başladım. Tüm bunları
başörtüsüyle yapmaya çalıştığımda daha çok dikkat çekiyordu, herkes bana
bakıyordu, kendimi özgür hissetmiyordum. Gece kulübüne gidip bir
sanatçı dinleyemezsiniz, okulda arkadaşlarınızla bir çılgınlık yapmak
istediğinizde türbanı düşünürsünüz. Her şeyinize dikkat etmeniz gerekir.
Gülerken bile düşünmeniz gerekiyor. Türban, hayatı bir çok yönden
kısıtlıyor.
Ciddi bir sorumluluk yani…
Başörtüsü ağırlık, sorumluluk ve dikkat gerektiriyor. Ben
kapalıyken Türkiye’de bir eğlence-sohbet programına katıldım.
Sunucu arkadaşımız bana iltifat etti, “çok seksiniz” tarzında bir şey
söyledi, hiç art niyetle şöylenmiş bir söz değildi. Ertesi gün o kadar
çok tepki aldım ki anlatamam. Çünkü o söz aslında bana söylenmiş bir laf
değildi, ben orada kapalı kadınları temsil ediyordum. Babam bile çok
farklı bir reaksiyon verdi. O anda hem korktum, hem çok üzüldüm. Bu çok
hassas bir konu, bu yüzden başörtüsüyle oturmanıza, kalkmanıza,
gülmenize, konuştuklarınıza, kıyafetlerinize her şeyinize dikkat etmek
zorundasınız. Vücut dilini kullanırken, espri yaparken, flört ederken
hepsinde çok farklı davranmanız gerekir. Türban farklı sorumluluklar
getiriyor ve ben bu sorumluluğu daha fazla taşımak istemedim.
Şimdi nasıl bir tarzınız var?
Şimdi old-fashion dediğimiz bir tarzım var. Yine kendim
tasarlıyorum ama daha çok 40’lı, 50’li yıllardan esinleniyorum. Şu anda
daha sadeyim diyebilirim. Ama tabii ki; tulumlar giyiyorum, saçlarımı
kabartıyorum, takma kirpik takıyorum; mutlaka bir farklılığım olması
lazım. Kapalıyken Arap kadınlarını temsil ediyor gibiydim, şimdi ise
eski Fransız kadınlarının modasından etkileniyorum. Zaten en hayran
olduğum kadın Simone de Beauvoir, ünlü Fransız yazar. O idolum olduğu
için bazen onun kıyafetlerinden de esinleniyorum.
Başta ailenizden olmak üzere nasıl tepkiler aldınız?
Annem babam ayrılar. Babam ile fazla görüşmüyoruz. Annemi iki
yıldır yumuşattım. Ona, aslında bir şeyin değişmediğini anlattım. Ben
kapalı kıyafetlerimle daha çok dikkat çekiyordum. Central Parkta
Alpacino’nun “VenedikTacirini
” oyununu izlemeye gittim. Yüzlerce kişinin içerisinden Al Pacino’nun
dikkatini çektim ve benimle tanışmak istedi. Onunla tanışmayı bekleyen
yüzlerce insan varken, türbanım sayesinde Al Pacino ile tanışma fırsatı
buldum. Herkes açıktı ve ben ise beyazlar içinde kapalıydım. O halim Al
Pacino’nun dikkatini çekti.
Eşiniz?
Çok beğendi. “Sophie Loren gibi oldun” diyor, hatta zaman zaman kıskanıyor. “Ben yaşlanıyorum sen gençleşiyorsun” diyor.
